İNSANIN SORUMLULUĞU...
Söze bir öykü ile başlayalım. Bu öykü dört kişi hakkında. İsimleri “Herkes”,
“Herhangibiri”, “Birisi”, “Hiçkimse”.
Ortada yapılması gereken önemli bir iş vardı. Herkes’in yapması istenmişti.
Herkes, Birisi’nin o işi yapacağına emindi. Herhangibiri de yapabilirdi.
Ama Hiçkimse yapmadı. Birisi çok kızdı. Çünkü Bu Herkes’in işiydi. Herkes,
Herhangibiri’nin yapacağını düşünmüştü. Herhangibiri yapabilirdi ama,
Hiçkimse, Herkes’in bunu yapmıyacağını anlamamıştı. Sonuçta Herkes, Birisi’ni
suçladı. Ancak geçekte Hiçkimse, Herhangibiri’ni suçlamadı.
Öykü bu kadar.Şimdi söyleyin bakalım, kim yapacak bu işi?
Bugün İşletme Fakültelerinde “Toplam Kalite Yönetimi” öğretilirken verilen
bir örnek bu. Eğer işin ne olduğu bireylere iyice anlatılsaydı, bireyler
bunu anlasalardı, adil bir iş bölümü ile her bireyin bu işteki rolü, zamanı
ve kapsamı belirtilseydi ve her bireyde de kendine verilen işin yapılması
yolunda sorumluluk bilinci gelişmiş olsaydı...İşler tıkır tıkır gidecekti.
Sorumluluk, bir işi üstüne alan ve o işi yapmak zorunda olan bir kimseden,
gerektiğinde yüklendiği bu işlerin hesabının sorulması durumudur. Bu çok
ağır bir yüktür. Siz şundan sorumlusunuz deniyorsa, onun vereceği bütün
zararların hesabı sizden sorulacak demektir. Sorumluluğun sayısız çeşitleri
vardır. Yaşamın her safhasında, her uzmanlık dalında, bilimin her kolunda
ve yapılan hemen her işte... Ama bizim konumuz “İnsanın Sorumluluğu”..
Kime karşı bu sorumluluk? Tabii önce Yaradan’ına, sonra kendine, sonra
yakın çevresine ve uzak çevresine, topluma, doğaya, deryaya, bitki ve
hayvan örtüsüne ve hatta atmosfere..
İnsanın sorumluluğu dendiği zaman öncelikle bizi yaratan Yaratıcı’yı idrak
etmemiz gerekiyor. Tabii tam bir idrak mümkün değil. Ama bunu içimizde
hissedebiliriz. İkinci olarak Yüce Yaratıcı’nın tüm yaradılışa şahadet
ettirdiği ve en görkemli eserim dediği dediği insana tüm yaradılışı emanet
ettiğini ve bu emanet keyfiyetinin insana ağır bir sorumluluk yüklediğini
de idrak etmemiz gerekiyor.
Biz madde alemine doğmadan önce, Şifa’nın son bölümünde yapacağımız yeni
bir deneyimin plan ve programını özümüzle birlikte hazırlar, mutlaklarımızın
sözünü verir ve onların sorumluluğunu üstlenir, bunun hazırlığını yapar,
tabi bu bütün program Altıncı Hissimize kaydedilir, bizim bilincimizden
geçici olarak silinir ve doğarız. Daha doğar doğmaz madde bedenimizin
sorumluluğunu üstlenir, onu doyurmak için yer, içer, temizliği ile mutlu
oluruz. Büyüdükçe ek sorumluluklar başlar. Okul safhası, öğrenim sorumluluğu,
çalışmak, iyi örnek olmak, saygılı olmak. Ve büyüdükçe bu genişler; çevremize
olan sorumluluk, toplum gelişiminin bize getirdiği yeni bilgilerin sorumluluğu,
bencillikten kaçmak, paylaşmak, dayanışmak. Tüm çevresine olan sorumluluğun
hissedilmesi. Ayrı olmadığının idrakı acaba doğmuşmudur? Belki. Ama artık
yaşamının bir safhasında bunu mutlaka öğrenecektir. Derken askerlik safhası,
vatana karşı sorumluluk. Bir mesleğe başlayış, aile düzenini kurma, çocuklar
ve gittikçe genişleyen çevre ve ilişkiler ve bütün bunların getirdiği
sorumluklular. Artık bilgisi de artıyor. Bilginin ona getirdiği sorumluluk
da var. Yaren’imiz “Bilenin bilmeyene borcu vardır” der. Sabrı deneyimlemeyi,
sevgisini yaymayı öğrenir ve öğretir. Artık bir yandan öğrenirken, bir
yandan öğretiyor. Akitlerini hatırlamaya, onların sorumluluğunu duymaya
başlar. Özünden aldığı dürtüler ile yapaması gerekenlere doğru itilir,
onların sorumluluğunu hisseder ve yapar. Doğa, deya, hava, hayvan ve bitki
örtüsüne karşı olan sorumluluklarını öğrenir. Bunların gereğini yapmaya
çalışır. Artık sorumluluğunu sevgisi ile bütünleştirmekte, ilahi hoşgörü
ve teslimiyetle pekiştirmekte ve bunları öğrenmektedir. Tüm yaradılışı
idrak etmeye başlar, bütünden sorumlu olduğunu farkeder. Süresi bitince
İlahi Alem’e geçer. Orada bütün yaptıklarının hesabını kendi özüne bir
bir verir. Artık utanç içinde mi verir, açık alınla mı verir, bu onun
muhasebesidir. İnsan sorumluluğunu kendinde öğrenecek ve tüm yaradılışa
sergileyecektir. Özeti budur.
Sorumluluk daima bir görevle beraber anılır. ‘Göreviniz Şudur’ dendi mi,
sorumluluğu da beraber gelir. Başarırsak mesele yoktur. Ama başaramaz
isek onun olumsuz sonuçlarının vereceği zaraın hesabını vermek durumunda
kalırız. Sizler, bizler, hepimiz görevliyiz. Belirli yükümlülükleri yüklenerek,
bunların sözünü vererek geldik. Onun için yaşamımız süresince hep bir
arayış içinde olacağız. Nedir acaba benim görevim? Ben nelerin sözünü
vererek geldim? Benim sorumluluklarım ne? Bunlardan kaçma hakkım var mı?
Neden düşüncelerimden bile sorumlu tutuluyorum?
Yüce Yaradan bizim madde eğitimminden geçmemizi ve madde ile maneviyatı
bir potada eriterek nötr insanlar olmamızı istiyor. Bunun için nefsimizi
eğitecek, aklımızı gönlümüzde kullanarak selim akla ulaşacak ve selim
aklımızla vereceğimiz kararlarla eylemlerimizi yönlendirecek, böylece
yayacağımız pozitif yayınlar ile sorumlu olduğumuz tüm çevremizi de kendimiz
ile bir tekamül ettireceğiz. Onlar da bizimle beraber yükselecekler. Ve
bu tekamül yolculuğu tekrar geldiğimiz yere dönünceye kadar devam edecek.
Oradabit bütün olacağız. İnsanın ilahi görevi ve sorumluluğu bu.
İnsanın bu sorumluluğu onun yapı taşına işlenmiştir. Özünde vardır. Bu
gün yok saysa da, eninde sonunda önüne çıkacaktır. İnsan madde dünyalarında
gerçekten ağır deneyimlerden, nefis imtihanlarından geçmektedir. Nefsin
ağır baskısı ve dayanılmaz cazibesi, insasnın gerek insani vasıflarını,
gerekse görev ve sorumluluklarını örtmektedir. Bu örtüyü kaldırmak için
insanın bir silkelenmesi gerekmektedir. Bu silkelenme işini gönül isterki
insan kemdi kendine uyanarak yapsın. Ama maalesef böylesi az olmakta,
çoğu kere ilahi alemin uyarıları ile kendimize gelmekteyiz. Oysa Yüce
Yaratıcı bize akıl vermiş, aklını kullanarak görev ve sorumluluklarını
kendin bul, bulduğunu pekiştir ve uygula demiş.İnsan doğumundan itibaren,
yaşamının çeşitli evrelerinde –tabii ot gibi yaşamıyorsa- gerek görevlerinin
ne olduğu ve gerekse sorumluluklarının kapsamının nerelere kadar genişlediğini
kendini geliştirdikçe fark eder. Fark ettikçe taleplerini bu yönde çıkarmaya
başlar. İç şuura giden bu talepler düşünce olarak beyine, beyinden eylem
olarakdış şuura intikal eder. Bizler eylemlerimizle tekamül ederiz. Atalarımız
boşuna “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” dememişler. Eylem olmadan
gelişme olmaz. Eylemsiz yaşam durgun su birikintisi gibidir. Güvenip içemezsiniz.
Ama eylemlerimiz yaşamımızı canlandıracakona bir hareket kazandıracak
ve yaptığımız her hayıra eylem, bizlere yeni hayırların ve yeni hizmetlerinkapısını
aralıyacaktır.
Demek ki her şeyin önünde “Farkındalık” geliyor. Yüce Yaratıcı’nın farkına
varacağız. O’nun ilahi nizamının ve yasalarının farkına varacağız.Özümüzde
O’ndan bir parça olduğunun farkına varacağız. Nihayet görevimizin ve sorumluluklarımızın
farkına varacağız. Hiç kimse bunları bize açıklıyamayacaktır. Ama biz
hissedebiliriz. Bakın size Hulki Cevizoğlu’nun kitabından aldığım bir
anekdotu aktarayım. Farkındalığa çok güzel bir örnektir :
Adam fısıldadı “Tanrım konuş benimle”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı
Sonra adam bağırdı “Tanrım Konuş Benimle”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı..
Ve adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve “Tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve adam bağırdı “Tanrım bana bir mucize göster”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı “Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu
anlamamı sağla”
Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü ve adama dokundu.
Adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı ve yürüyüp gitti.
İşta farkındalık bu! Nasıl farkına varacağız? Öğretimimize göre : Önce
kendimizi tanımaya, eleştirmeye kalkar isek, kendimizi karşımıza koyup,
kendimizdeki eksi ve artılarımızı samimiyetle değerlendirip, olumlularını
çoğaltıp, olumsuzlarını azaltarak önce ben” dersek, kendimizi tanımış,
varedilişimizin yani dünyaya gelişimizin nedenine hizmet edip, niçinlerin
içindeki bize ait olan sorumlulukları yakalayabiliriz.
Esasen insanoğlu varoluşundan beri bu güne kadar, varlığı içindeki gerçeği
görmek için eğitim yapmakta, sayısız deneyimlerden geçmektedir. Önce yaşamayı
öğrenmiş, sonra gelişen içsel duygularına yani kendine dönüşe doğru bir
aramaya girişmiştir. Bir şeyler öğrendikçe kendi özellikleri içindeki
güzellikleri tanımlamaya başlamış ve kendindeki olumlu ve olumsuz yanlarını
sorgulayarak kendine ve çevresine verdiği zararları fark etmeye, idrak
etmeye başlamıştır. Bu idrakla maddede ve maneviyatta öğrendiklerini derinleştirmeye,
bu arada bireysellikten birimselliğe doğru –çünkü dayanışmanın ve paylaşmanın
güzelliklerini yakalamıştır- gitmeye başlamıştır.
Yaradılıştan insana verilen enerjiler -gönül ve nefis- insana bu öğretilerinde
hazırldıkları deneyimlerle onu artık bir yerlere taşımıştır. Çünkü insan
öğrenmiştir ki, Akıl / Gönül / Nefis üçgenini doğru yönde çevirir ise,
yani nefsini eğitir, aklını gönlünde kullanarak selim akla ulaşır ve kararları
bu selim akılla verirse bireysellikten birimselliğe ulaşmakta ve insanlığa
hizmet etmektedir. Tüm yaradılışa hizmet etmektedir. Aksi olursa, aklını
nefis öğelerinde kullanırsa, hem kendine hemçevresine zarar vermektedir.
Bu gün artık birimsellik de yetmemektedir. Son bilgilerimiz bütünselliğe
geçişin temellerini atmaktadır. Artık “önce bütün” devreye girmektedir.
Böyle olunca –ki bu safhaya geçiş hiç kolay değildir ama bu geçiş başarılırsa-
bireyler sabır sahibi olmuş,hoşgörüsünü dengeli kullanmaya başlamış, saf
sevgiye ulaşmış ve tüm yaratılanların bir olduğunun idrakına varmış olacaklardır.
Şimdi düşünelim bakalım. Biz yaradılıştan bize teslim edilen, örneğin
tüm hayvan neslinden sorumlu muyuz? Onlar yaradışın bir parçasıdırlar
ve biz tüm yaradılıştan sorumluyuz. Bize emanet edilmiştir. Bizizm sorumluluğumuzdadır.
Onların gelişmeselerinden ve zararlarından biz sorumluyuz. Çünkü yaydığımız
pozitif yayınlarla onları etkiliyor, onların da bizimle bir gelişmelerini
sağlıyoruz. Veya yaydığımız negatiflerle onları tedirgin ediyor, hırçınlaştırıyor,
birbirine düşürüyoruz. Doğada canavarlaşan bu hayvanlardan biz sorumluyuz.
Ne zaman insanlıkta kavgalar, savaşlar, negatif yayınlar çoğalsa bunun
olumsuz etkileri mikrodan makroya bütün hayvan neslini etkiler. Tabi kirlettiğimiz
doğanın, onların nesillerini mahvetmesi de var. Eski öğretilerimizin birinde
“Yunus Balığının Feryadı” vardı (Sizin Sırrınız 9. kitap). Tabi bu sorumsuzca
davranışlarımızın doğanın yeşil örtüsünü mahvetmesini, yağmur ormanlarının
sistemli bir şekilde sanayi için kesilmesini, çölleşen tarım alanlarını,
küresel ısınmayı hatırlayın.
İnsan sorumluluğunun bilincine erseydi, bu sorumluluğun sınırlarını idrak
etse idi dünyamız bu hale düşmeyecekti. Büyük bir madde hırsı ile doğanın
denge içinde var olduğunu, sürekliliğinin de bu denge sayesinde olacağını
hiç düşünmeden cömertce doğayı harcadık, harcamaya devam ediyoruz. Madde
alemler ilahi alemşn bir aynasıdır. Buradaki negatif tahribatın oralara
da ulaştığını, ilahi alemin bundan azap duyduğunu bilelim.
Yine bilgilerimizde, uyku ve dinlenme anlarımızda ve hatta bazen bir anlık
dalgınlıklarımızda ilahi alemde ruhumuz ile hizmetten hizmete koştuğumuzu
hatırlayacaksınız. Demek ki sadece fizik bedenimiz değil, ruhumuzun bu
hizmetlerinden de sorumluyuz. Çünkü arza görevli inmek için yaşam planımızı
yaparken, ruhsal alemde ruhumuzla yapacağımız bu gibi hizmetlerin de planını
yapıyoruz. Onlar içinde verilmiş sözlerimiz var. Ahde vefa o hizmetlerimiz
içinde geçerli. Yani o hizmetlerimizinde sorumluluğunu taşıyoruz. Eterik
bedenlerimiz ile yaptığımız bu hizmetlerimiz hakkında daha geniş bilgi
İnsan Yaşamının Fiziksel ve Ruhsal Öğretisi serisinin 5. kitabında bulacaksınız.
Bir de şöyle düşünelim : Her şeyi boş verebilir, verdiğmiz sözleri unutabilir,
farkına varmak bir yana farkına varmamak için elimizden geleni de yapabiliriz.
Örneğin kendi özümüzden gelen dürtüleri ittik. “Bana ne” dedik. Ne idrak
ne de bilinç kapılarımız açmadık. İşte o zaman boşa geçmiş, israf edilmiş
bir zamanı yaşıyor oluruz. Belki kimseye zararımız yok, ama kendimiz dahil
hiç kimseye de bir yararımız yok. Hele verdiğimiz sözler umurumuzda dahi
değil.. Bakın, insanın tekamülü ve evreleşmesi değişmeyen bir yasadır.
Biz böyle davranırsak kendi ölçümüzde ilahi yasaları çiğnemiş, evrensel
bir gidişi geciktirmiş oluruz. İsrafa, hele zamanınisrafına kesinlikle
izin verilmiyor. Böyle bir durumda tekrar doğacak ve bu utanç içinde hem
bu gelişimizde yapamadıklarımızın, hem de daha başkalarınınm sözünü vererek,
daha ağır yükümlülüklerle geleceğiz. Buna değer mi?
Yaşamımızın her safhasında ve karşılaştığımızher deneyimde bu sorumluluğumuzu
–tüm yaradılışa karşı olan sorumluluğumuzu- hep hissederek eylemlerimizi
o yönde yaparsak, inanılmaz bir huzur duyacağız. Görevimizi yerine getirmişliğin,
sorumlulumuzun gereğini yapmışlığın bu huzuru bize mutluluk kapılarını
açacak. Bize açılan bu kapıdan tüm çevremiz, bize emanet edilen çevremiz
de geçecek. Çünkü huzur ve mutluluk saridir. Kahkaha gibidir. Büyük bir
hızla yayılır. Doğanın kurdu, kuşu, böceği bile mutlu olur. Gülmeyen yüzler
güler. Bozulan doğa dengesi düzelir. Kirlilikler sona erer ve Mutluluk
Çağına giden yol kısalır.
Dünyanın her yönüne inen, ister ruhsal deyin, ister kozmik deyin, tüm
insanlığı aydınlatan ve uyaran bilgilerin hepsi insanlıkta bir Yeni Çağın,
Altın Çağının, bizim deyimimizle Mutluluk Çağının mutlaka yaşanacağını,
bu çağa gidiş yolunun hızlandırıldığını, insanın artık negatifleri bırakarak
pozitif düşünce eylemlerini çoğaltmasını, kirlettiklerini arıtmasını söylüyorlar.
Bu boşa değildir.
Haydi dostlar, görevimizi bilelim, sorumluluklarımızın bilincine erelim.
Bunları uygulayalım. Uyguladığımız örneklerle yeni yeni doğuşlara vesile
olalım
Sorumluluğu idrak edebilmek için önce bizi yaratan Yaratıcı’yı idrak edelim.
O’nun yaradılış düzeni içindeki en görkemli varlığı olan bizler, Tanrı’ya
karşı olan sorumluluğumuzun idrakına varmamaız gerekir. Tanrı’ya karşı
olan sorumluluğumuzun idrakına vardıktan sonra, tüm varoluşun emanetçileri
olarak, varışa kadar sorumlu olduğumuzun idrakı bizde doğacaktır. Bu doğumu
yapan insanlar bütünün idrakı içinde, Hakk’a giden yolun halktan geçtiğinin
de idrakı içinde hizmet vermeye başlıyacaktır.
Sevgisizliği sevgiye, kavgayı barışa çevirecek, bütünlüğün idrakı içinde
sorumluluğunu bilerek, bütünü kucaklamaya doğru yol alacaktır.
Evraleşme planının temel unsurlarından biri sorumlulukta haddini bilmektir.
Kendini kendine kendiolarak sorumlu tutmayan insanlar, başkalarını sorumlu
tutamazlar. Çünkü başkalarının da kendileri olduğunun idrakı içinde sorumluluğunu
bilerek her zerreye hizmet sunarlar. Bu varoluşun temel yasasıdır.
Bu yasa içinde yaşamayı öğrendikten sonra varlıkla yokluk, sevgiyle sevgisizlik,
bütünle birleşme tezahür edecektir. Yani sevgi sevgisizliğisilecek, insan
haddinin bilecek, tüm sorunların üzerine sorumlu olduğu idrakı üzerinde
giderek Tanrı’sı ile bütünleşecek der, saygılarımı sunarım.
Ünlü Yukaruç
|